Fırtına Havzası Raporu


Hemşin Havzası’ndaki su kirliliği yörenin en başlı problemlerinin başında gelmektedir. Havza genelinde gerek işletmelerin foseptiğinin ve gerekse kanalizasyon ve su arıtma tesislerinin yeterli ölçüde bulunmamasından ötürü özellikle turizm faaliyetlerinden kaynaklı plansız ve aşırı yapılaşma sonucu ortaya çıkan su kirliliği havza için çok önemli bir tehdittir. Havzanın kitle turizmine daha da hız kazandırma politikasının gelecek vadede su kirliliği anlamında çok daha ciddi sonuçlara neden olacağı açıktır. Artan kitle turizminin olumsuz bir tezahürü olarak, kimyasal maddelerin (sabunlu sular) suya karışması, Fırtına Deresi yanında yapılan çay tarımında kullanılan gübredeki maddelerin havzadaki toprağın geçirimsiz özelliğe sahip olmasından dolayı yağışlı dönemde önemli ölçüde dereye ulaşması, yol faaliyetleri, açılan taş ocakları, bir litre suyun sekiz litre suyu kirlettiği göz önünde bulundurulduğunda su kalitesine çok önemli ölçüde zararlar vermektedir. Bu kirlilik havzanın çok üst kısımlarında bile gözlemlenebilmektedir. Havzadaki su kirliliği havzanın alt kısmında rafting sporu yapanlar açısından da tehdit oluşturmaktadır. Geçmişte havzanın alt kesimlerinde rastlanan pek çok canlıya günümüzde artık havzanın üst kesimlerinde rastlanmaktadır. Havzanın bu alt kısımlarındaki kirlilikten dolayı canlı popülasyonunun kendi yaşamını sürdürmek için yukarı sığındığına sahada açık şekilde şahit olunabilmektedir.
Su kalitesi açısından havza genelindeki su depolarının uygun şekilde belirli ve düzenli aralıklar ile temizlenmesi, derzlerin pislik tutmasının önüne geçmek açısından büyük seramiklerin bu depoların yapımında kullanılması ve köy muhtarlarının bu konuda bilinçlendirilmesi hayli önem taşımaktadır.
Ekonomik faaliyetler bakımından yöredeki en önemli paylardan birisi çay tarımıdır. Üst kısımda da belirtildiği üzere tarımsal faaliyet sonucunda çay tarlalarında uygulanan suni gübrenin yanlış ve aşırı şekilde kullanımı Fırtına Deresi’nde temiz suya çok önemli ölçüde ihtiyaç duyan balık türlerinin ve diğer canlı türlerinin zarar görmesine ve biyoçeşitliliğe olumsuz etkiler yapmaktadır. Bunun önlenmesi için akarsu kenarlarında tarım yapılan alanlarda organik tarım yapılmalı böylece gübredeki kimyasal maddelerin akarsuya karışması önlenmelidir. Ayrıca tarımla uğraşan halk bu konuda bilinçlendirilmeli ve Çaykur’un organik tarımı özendirmesi gerekmektedir. Su tahlil sonuçlarının paylaşılması ile ilgili olarak çeşitli kurumlara başvuruda bulunulmuş, Rize Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından su sonuçlarının Rize İl Özel İdaresi ve Çamlıhemşin Belediyesi ile paylaşıldığı belirtilmiş ise de tüm ısrarlara rağmen bu başvurulara yeterli veya herhangi bir cevap alınamamıştır. Küresel iklim krizinin günden güne artan etkileri de değerlendirildiğinde su kaynaklarının aşırı şekilde tüketimine ve daha çok kirlenmesine neden olan turizm işletmelerindeki jakuziler de havzadaki sular açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Hemşin Havzası’nda rastlanan olumsuzluklardan bir diğeri de yaylacıların hayvanlarının ölümüne neden olan ve doğada uzun süre kaybolmayan etrafa saçılan çevresel katı atıklardır. Artan turizm faaliyeti sonucu ve piknikçiler ile bağlantılı olarak bu kirliliğin önümüzde zamanda gerekli önlemler alınmaması halinde daha da ciddi bir durum haline geleceği şüphesizdir. Kuşkusuz bunda çevresel kirliliğin önüne geçmeye engel, çöp kutuları, uyarıcı tabelalar gibi yeterli üst yapı şartlarının oluşturulmaması, mevcut bazı imkânsızlıklar nedeniyle çöp toplama uygulamasının havzanın her noktasında sağlıklı şekilde yapılmıyor olması, kurumlardaki eleman ve kurum kaynaklı denetim eksiklikleri ve atık yönetimi bilincinin toplumsal olarak yerleşmemiş olması etkilidir. Gerekli denetimlerin yapılması açısından Çamlıhemşin Kaymakamlığı ve İlçe Jandarma Komutanlığı’na ve Kaçkar Dağları Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne önemli görevler düşmektedir. Bu kapsamda havzanın geniş alanından kaynaklı olarak kontrol edilebilme zorluğu göz önünde bulundurulduğunda köy muhtarları aracılığı ile çevresel kirliliğe karşı otokontrolün sağlanması ve muhtarlara bu konularda uyarılarda bulunulması önem taşımaktadır.
Hemşin Havzası’nın çeşitli noktalarında sıklıkla rastlanan çevresel katı atıklar havza için ciddi tehdit oluşturmaktadır.

Hemşin Havzası genelinde, yöre (doğa) mimarisi ile uyumluluğu bulunmayan, bir kısmı mevzuata aykırı biçimde Fırtına Deresi kenarında bulunan turizm işletmesi niteliğindeki bungalov tipindeki ve betonarme yapılar görsel uyumu bozmaktadır. Özellikle Ardeşen - Çamlıhemşin hattı arasında ve Ayder’deki bu yoğunluk çok üst düzeydedir. Kuşkusuz bu yapılaşmaya idarenin geçmişte siyasi sebepler ile de yeterli müdahalede bulunmamış olması, havzanın sit alanı olmasına rağmen havzanın bir kısmında imar kanununun olmaması veya imar kanununun uygulanmaması, mühürlendiği için inşa faaliyetine devam eden mahkeme kararı ile izinsiz olduğu onaylı biçimdeki yapılar için imar izinlerinin verilmesi yine mahkeme kararı ile yıkım kararı bulunan yapıların yıkım işlemlerinin uygulanmaması, mimari anlamda tip projelerin oluşturulmaması (bu yönde uygulamaların yapılmaması) ve geçmiş süreçteki imar afları çok önemli ölçüde temel neden olmuştur. Bu yapılaşma turizm sonucunda yaylalarda ve günümüze kadar yapılaşma anlamında havzanın adı geçen yerlerine göre daha korunmuş haldeki Çamlıhemşin Büyükdere (Çat) Vadisi’nde de hız kazanmış durumdadır. Bu yapılar özgün mimariden ayrı şekilde niceliksel farklılıklarının yanında niteliksel olarak da farklılık göstermektedir. Örneğin geçmişte sırf taş yapıların bulunduğu yerleşkelerde yerel mimariden farklı olarak ahşap mimariye veya tam tersi uygulamalara yer verilmiş olduğu havza genelinde gözlemlenebilmektedir. Gelecekte aile içinde ortaya çıkabilecek hukuki sorunlara meydan yer vermemek için havzadaki meralarda eski yıkık vaziyetteki ocaklıkları kullanmak yerine yeni ocaklıklar açıldığı da sıklıkla gözlemlenmektedir. Her geçen gün sayısı artan bu yapılar ile ilgili asıl büyük tehdit ise yörede kanalizasyon sisteminin ve yeterli arıtma tesislerinin olmamasından ötürü pis suların hem içme sularına hem de Fırtına Deresi’ne karışmakta olmasıdır. Yapı sayısının artması ile bağlantılı olarak kimyasal maddeler de önemli ölçüde çevresel kirliliğe neden olmaktadır. Turizm işletmelerinde kullanımı bir hayli artan jakuziler, sulardaki kimyasal kirlilik açısından tahribatı daha da arttırmış durumdadır. Havzadaki turizm yoğunluğu göz önünde bulundurulduğunda, sulardaki kirlilik oranı günümüzde raftingçilerin sağlığını da önemli ölçüde tehdit eder hale gelmiştir. Nitekim yörede mikrobiyal hastalıklara sıklıkla rastlanabilmektedir. Bu konuda gerekli sıkı önlemlerin alınması ve hukuki müeyyidelerin uygulanması, kontrolü sağlayacak olacak idari personellerin sayısının arttırılması, muhtarlara gerekli uyarıların yapılarak, havza genelindeki sıkı otokontrol sisteminin yörede ivedilikle hâkim kılınması bir hayli önem taşımaktadır. Rize Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ve Rize İl Özel İdaresi ile mahalleler özelinde Çamlıhemşin Belediyesi bu konu kapsamında üzerlerine önemli sorumluluklar düşen kurumlardır.

Hemşin Havzası genelinde uzun yıllardan bu yana plansız ve programsız (habitat alanlarını bozar, ekosisteme zarar verir) şekilde yol faaliyetlerinde bulunulmaktadır. Araştırma sahasının topoğrafik şartları yani havzadaki eğimin fazla olması havzadaki tahribatı arttıran önemli bir unsurdur. Nitekim kimi yollar açılırken gerekli fizibilite çalışmalarının yapılmamasından kaynaklı olarak yanlış şekilde patika yollar takip edilmiş, tahribat yolun gereksiz yere uzatılmasından kaynaklı olarak artmış, yol üzerindeki puğarlar (pınarlar) tahrip edilmiş, tarihi nitelikteki taş yollar (Pokut - Hazindağ yaylaları arasındaki, Tirovit Yaylası’ndaki Uzunoluk mevki vb.) ortadan kaldırılmış ve yol güzergâhları belirlenirken heyelan gibi durumların dikkate alınmayışı tahribatın bir hayli artmasına sebebiyet vermiştir. Aynı yere iki farklı yerden ulaşan yollara da havzada şahit olunmakta (Örneğin: Üsküt Dağı’na hem Şenyuva hem de Mollaveyis Köyü’nden, Hazindağ Yaylası’na ise hem Pokut hem de Palovit Vadisi üzerinden ulaşılmaktadır.) olup, yol bakımları ise hem maliyetlerin artmasına neden olmakta hem de havzanın önemli yerlerini insan baskısına açık hale getirmekte, doğal hayata zarar vermektedir. Özellikle kamuoyuna en çok yansıyan projelerden birisi olan ve yaylaları birbirine bağlayan “Yeşil Yol” projesi havzadaki yaylalara gelecek vadede insan baskısı oluşturma riski ve ekolojik zararlara sebep olması anlamında ciddi bir tehdittir. Nitekim bu yol kapsamında Kavrun Yaylası yolunun 2025 yılından itibaren betonlanmaya başlanması, bu betonlama faaliyetinin gelecek vadede diğer yaylalara uzanma riskini doğurmuştur. Kavrun Yaylası’nın Ayder Yaylası’nın yakınında bulunması münasebeti ile kalabalığın bu yollar vasıtası ile havzanın diğer yerlerine göre daha korunaklı olarak kalmış olan yaylalara çıkmasına neden olacağı açıktır. Tüm bunlara ilaveten 2024 yılı sonunda yapımına başlanan Ardeşen - Ayder hattı üzerinde önemli ölçüde doğal tahribat olmuş, yöre peyzajı bir hayli zarar görmüş ve dere daraltmıştır. Bu yol faaliyeti doğrultusunda derelerin milyonlarca yılda oluşan doğal yapısının, taşların, kayaların ve mendereslerin suyun hızını kıran yapısı bozulmuş olup, inşa edilen dik beton duvarlar ile bağlantılı olarak suyun hızının herhangi bir sel anında daha artması ve yıkıcı etkisinin fazlalaşması riski doğmuştur. Nitekim 2025 yılında ciddi bir sel durumu yörede meydana gelmiştir. Bu yol kapsamında inşa edilen ve canlıların geçişine büyük ölçüde engel olan istinat duvarları, tünel açma sırasındaki, su kaynaklarının yer değiştirmesine yol açan dinamit patlatma faaliyetleri (Çed raporuna aykırı olarak geç saatlerde gerçekleştirilen) doğal yaşam üzerinde önemli bir tehdit unsuru olarak ön plana çıkmaktadır. Gerek sahil yolu dolgusu kapsamında kullanılmak ve gerekse yol faaliyetleri için gerekli olan malzeme temini için havzanın farklı noktalarında açılan taş ocakları akarsuya aşırı miktarda sediment yani tortu bırakmasının yanı sıra bu sahada toz, duman, gürültü ve sarsıntı gibi olumsuz etkiler ile çevre sorunlarına ve canlı hayat üzerinde olumsuzluklara sebep olmaktadır. Havzanın çeşitli noktalarındaki taş ocaklarının varlığının, temiz suya önemli ölçüde ihtiyaç duyan Fırtına Havzası’ndaki balık türleri ve diğer canlılar için önemli bir tehdit unsuru olduğunu belirtmekte fayda vardır. Bu faaliyetler sonunda yörede balık çiftlikleri ile geçimini sürdürenler de ciddi oranda zarar görmüştür. Yol kapsamında inşa edilen kırma eleme tesisleri (Aşağı Şimşirli Köyü) ve ve Güroluk Köyü’ndeki yol bakım ünitesi çevresel tahribatı artıran diğer unsurlardır. Tüm bunlar haricinde dereden kum ve çakıl çekme faaliyetleri havzada günümüze kadar meydana gelen tahribatlardan bir diğeridir. Kuşkusuz ki bu faaliyetlerin büyük bir çoğunluğu ziyaretçi limitlerinin kısıtlanmamasından yani kapasitenin bir hayli zorlanmasından kaynaklıdır. Tüm bunlar sonucunda havzadaki trafik yükünün artmasından kaynaklı olarak gaz salınımı nedeniyle ağaç türlerinde özellikle son dönemde ciddi kurumalar da gözlenmektedir. Fırtına Havzası çok ince bir toprak tabakasına sahip olmasından ötürü tahribatın ortadan kaldırılması kısmen olanaklı ise de, mümkün mertebe tesis inşa edilen alanın peyzaj restorasyonunun yapılması önemli olup, ilgili sahanın ağaçlandırılması ve bitkilendirilmesi sağlanmalıdır. Tüm bunlar doğrultusunda üst kısımda da belirtildiği, Fırtına Havzası sit davası bilirkişi raporunda da önemle vurgulandığı üzere Fırtına Havzası’nın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği anlayışından yola çıkılarak havza genelinde insan baskısının sınırlandırılması, zorunlu hallerde ve gerekli yerler için doğal hayata daha az zarar verici nitelikteki ulaşım araçlarının kullanımlarının havza genelinde yaygınlaştırılması elzemdir.
Hala Vadisi’ndeki bir taş ocağından görünüm.
Hala Vadisi’ndeki yol çalışmasından ve Hala (Kavran) Deresi’nin suyunun hızının artmasına neden olan beton bloklardan görünüm.
Hala Vadisi’ndeki yol çalışmasından bir başka görünüm.

Hemşin Havzası’nda yaşanan tahribatlardan bir diğeri de orman tahribatlarıdır. Bunlar doğal ve insan kaynaklı tahribatlar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. İnsan kaynaklı tahribatlar konusu ele alındığında gerek orman içinde kuruyan ağaçları alma çalışmaları, gerek gençleştirme, gerek plansız, programsız yol faaliyetleri sonucunda ve gerekse balık çiftlikleri için gerçekleştirilen kesimler sonucunda tarihi nitelikteki ağaç türleri çok ciddi şekilde tahrip olmuştur. Yakın zaman içerisinde Meydan ile Yukarı Şimşirli köylerinde yaşanan ciddi orman tahribatları buna bir örnektir. Orman kesim faaliyetlerinin yürütülmesinde çift başlı yapının olması da orman tahribatlarını arttıran bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Kesimi yapılacak ağaçlar orman idaresi tarafından önceden mühürlenip belirlense de, bu kesim işini ihale yolu ile alan kesimci bu mühürlenen ağaçlar dışındaki ağaçları da kesebilmektedir. Orman faaliyetleri bakımından çift başlı yapının olması hem kontrolün sağlanması hem de gerekli hallerde şikâyette bulunulduğunda etkin sonuç alabilmek bakımından ciddi zorluklar yaratmaktadır. Bunun dışında ormancılık faaliyetinin bu gibi esas yönü haricinde usul yönünden de ciddi hatalar yapıldığını yörede şahit olunmaktadır. Örneğin Yukarı Şimşirli Köyü’nde kasım 2024 tarihinde 3 - 4 kilometre uzunluğundaki yoldaki ağaçlar kesilmiş lakin bu kesimin Yukarı Şimşirli Köyü’ndeki bu yer I. Derece sit alanında olmasına rağmen Trabzon Tabiat Varlıkları’ndan izin alınmadan gerçekleştirildiği Rize Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği’nin yazısından yola çıkılarak tespit edilmiştir. Son dönemde ise Badara Yaylası’nda ciddi ölçüde kesim faaliyetlerinde bulunulduğu tespit edilmiş olup, bu yerdeki kesim faaliyeti de önemle ele alınmaya muhtaçtır. Doğal tahribatlar açısından ise çığ tahribatı, sel tahribatı, heyelan tahribatı ve küresel iklim krizi bu kapsamda sayılabilecek tahribatlardır ve havza genelinde kış ayından kalma bu tahribatlara sıklıkla rastlanmaktadır. Hemşin Havzası’nın bir diğer önemli değeri de normalde bodur ağaç halinde olduğu halde bu yörede ağaç niteliğindeki Zilkale Köyü’ndeki şimşir ormanıdır. Bu önemli orman varlığında da gerek sulardaki kirlilik, gerek yoğun turizmden kaynaklı gaz salınımı, gerek kış şartlarında yolların açılması için solüsyon yerine tuz kullanımı bu ağaçların kurumasına neden olan faktörlerdir.

Hemşin Havzası genelinde özellikle yaz aylarında gerek turizm yoğunluğu yaşanmasından kaynaklı olarak gerek Çamlıhemşin ilçe merkezinin dar olmasından ve gerekse araçların ilçe merkezine park etmesinden dolayı trafik yoğunluğu sıkıntısı yaşanmaktadır. Hali hazırda yapılmakta olan tünel ile bu sorunun önüne geçileceği düşünülmektedir. İlçe merkezinin dar oluşundan da ötürü ilçe merkezi sadece tek taraflı gidişe müsaitdir. Yörenin en önemli turizm destinasyonu olan Ayder Yaylası’nda da trafik yoğunluğu önemli ölçüde göze çarpmaktadır. Ayder Yaylası’nda yapılan 1700 kişilik kapalı otoparkın devreye girmesi ve araçlarını burada bırakan ziyaretçilerin ring seferleri ile ilgili noktalara bırakılması ile sorunun önüne geçilmesi beklenmekte ise de çeşitli eksikliklerden kaynaklı bazı problemler ile halen karşılaşılmaktadır. Ayder Yaylası içerisinde araç parkına izin verilmemesi, yük indirme bindirme saatlerinin yoğunluk zamanları göz önüne alınarak ayarlanması bu anlamda büyük önem taşımaktadır. Bir diğer trafik probleminin yaşandığı nokta Şenyuva (Çinçiva) Köyü’dür. Burası da Sevdaluk dizisinin çekildiği yer olmasından ve 1696 tarihli Şenyuva Köprüsü’nün bulunmasından dolayı trafik yoğunluğunun yaşandığı yerlerdendir. Araçlar için uygun bir park yerin oluşturulması ve araçların gelişigüzel şekilde park etmemelerinin ve özellikle tur araçlarının uzun süreli olarak burada kalmamalarının sağlanması ile sorunun önüne geçilebilecektir. Nitekim havzanın bu noktasındaki trafik düzeninin sağlanması için park yeri ve jandarma tarafından kontrol gibi bazı adımlar atılmıştır. Vadideki trafik yoğunluğunun yaşadığı bir diğer yer de havzanın en önemli turizm destinasyonlarından birisi olan Zirkale’dir. Gerek ziyaretçilerin Zirkale’ye gelmeden önceki otopark alanını kullanmak yerine kalenin dibine araçlarını park etmesi (bu otopark alanının Zilkale’ye gelenler için oluşturulduğuna dair bir tabelanın bulunmaması nedeniyle ziyaretçiler bu alanı park etmeden geçebilmektedirler.) ve kalenin hemen yanında yiyecek - içecek işletmesinin bulunması vadinin bu noktasında trafik yoğunluğuna neden olmaktadır. Bunun dışında vadinin darlığı göz önünde bulundurulduğunda otobüslerin de buraya kadar gelişlerine izin verilmesi buradaki yoğunluğu daha da arttırmaktadır. Havza genelinde trafik probleminin yaşandığı son turistik ziyaretçi noktası ise Palovit Şelalesi’nin bulunduğu Palovit Vadisi’dir. Bu ziyaretçi noktasındaki ziyaret süresinin mümkün mertebe hızlı olması gerekiyorken vadi hattında şelaleye doğru yürüyüş yolunun yapılmış olması turistlerin ziyaret süresini daha da uzatmakta ve yoğunluğu daha da arttırmaktadır. Buradaki park imkânlarının sınırlı olmasından ötürü ziyaret sürelerinin kısa olmasının sağlanması ve süre aşımı olması durumunda cezai müeyyidelerin uygulanması önem taşımaktadır.
Havza genelinde yaşanan bir diğer trafik problemi ise yol şartlarına uygun olmayan hız limitinin aşılmasından dolayı trafik kazalarının yaşanmasıdır. Bununla ilgili yeterli uyarı levhaların olmaması ve denetimlerin yapılmaması önemli bir eksikliktir. Bu ziyaretçi noktalarının haricindeki yerlerde tur araçlarının yol üzerine sıralı şekilde park etmesi (yolu kesmesi) gibi durumlara da havza genelinde rastlanabilmektedir.
Tüm bu gözlemler doğrultusunda vadi genelindeki trafiğin çözümü; pek çok bilimsel raporda belirtildiği üzere temel olarak havza ziyaretçi sayısının sınırlandırılmasından, trafik yoğunluğunu hafifletecek nokta bazlı uygun projelerin (golf arabası, raylı sistem, teleferik vb.) uygulanmasından ve bu şekilde havanın daha az kirletilmesinden, görevlilerin bu ziyaretçi noktalarında bulunup düzeni sağlamalarından ve de gerekli uyarı levhalarının bulunmasından geçmektedir. Tüm bu açıklamalar doğrultusunda Çamlıhemşin Belediyesi’ne, Çamlıhemşin Kaymakamlığı’na, Çamlıhemşin İlçe Jandarma Komutanlığı’na ve Kaçkar Dağlari Milli Park Genel Müdürlüğü’ne önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir.
Zirkale’deki park karmaşasından bir görünüm.

Rize’deki Madencilik Sektörü ve Hemşin-Çamlıhemşin Özelinde Bir Durum Değerlendirmesi
Bu özet doküman, Rize ilindeki madencilik potansiyelini, mevcut faaliyetleri, toplumsal tepkileri ve hukuki düzenlemelerin etkileri ile Hemşin-Çamlıhemşin özelinde bir değerlendirmeyi içermektedir. Bu dokümanın hazırlanmasında TEMA Vakfı’nın 2022 yılında hazırladığı “Giresun, Gümüşhane, Rize ve Trabzon’da Madencilik” raporu ile Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’nın 2023 yılında hazırladığı “Rize İli Yatırım Ortamı” raporundan faydalanılmıştır.
1) Rize'nin Coğrafi ve Sosyo-Ekonomik Önemi ve Madencilik Potansiyeli
Rize, eşsiz doğal güzellikleri, zengin biyoçeşitliliği, önemli su kaynakları ve Türkiye ekonomisi için stratejik öneme sahip çay üretimiyle öne çıkan bir ildir. İlin ekonomisi büyük ölçüde tarım (özellikle çay) ve turizme dayalıdır. Bu durum, madencilik faaliyetlerinin çevresel ve sosyal etkilerini daha da kritik hale getirmektedir.
Rize'de bakır-kurşun-çinko, jeotermal, kaolen, manganez, granit ve demir gibi çeşitli yeraltı kaynaklarında önemli potansiyeller tespit edilmiştir. Ancak, Çayeli Bakır İşletmesi dışındaki metalik ve endüstriyel hammadde rezervlerinin büyük ölçüde kullanılmadığı görülmektedir. Bunun nedenleri arasında ekonomik fizibilite, teknolojik yetersizlikler, yatırım eksikliği veya yerel toplulukların olası muhalefeti gösterilebilir.
2) Yüksek Maden Ruhsatlandırma Oranları ve Potansiyel Gerilimler
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) verilerine göre Rize il sınırları içerisinde toplam 229 adet IV. Grup (metalik ve endüstriyel hammadde) maden ruhsatı bulunmaktadır. Bu ruhsatların dağılımı, Rize’nin toplam alanının %82'sinin madenlere ruhsatlı olduğunu göstermektedir. Bu oranın %18'i arama, %1'i işletme ve %63'ü ihale safhasındadır.
Bu yüksek ruhsatlandırma oranı, devletin bölgedeki maden kaynaklarını değerlendirme konusundaki kararlı tutumunu ortaya koymaktadır. Bu durum Rize'nin doğal güzellikleri, tarımsal üretimi ve turizm potansiyeli ile doğrudan bir gerilim yaratmaktadır. Gelecekte, bu durumun yaygın çevresel bozulmalara ve toplumsal çatışmaların yoğunlaşmasına yol açabileceği öngörülmektedir.
3) Madencilik Faaliyetlerine Yönelik Toplumsal Tepkiler
Rize'de madencilik faaliyetlerine karşı güçlü toplumsal tepkiler ve direnişler yaşanmaktadır.
Fındıklı Çağlayan Vadisi Örneği: Yabancı ortaklı Tüprag Metal Madencilik A.Ş. tarafından yapılan izinsiz maden arama çalışmaları, bölge halkı ile şirket çalışanları arasında ciddi gerilime neden olmuştur. Halkın yoğun tepkisi ve Fındıklı Belediye Başkanı'nın desteğiyle şirket şikayetini geri çekmiştir.
İkizdere Taş Ocağı Protestoları: İkizdere ilçesi İşkencedere Vadisi'ndeki taş ocağı projesine karşı, Nisan 2021'de başlayan direniş, kolluk kuvvetlerinin müdahalesiyle karşılaşmıştır. "ÇED Gerekli Değildir" kararına karşı yasal süreç başlatılmasına rağmen, Aralık 2021'de alınan acele kamulaştırma kararı kapsamında köylüler alandan çıkarılmış, çadırları yıkılmış ve alan şirkete devredilmiştir.
Bu protestolar, halkın madencilik faaliyetlerine karşı doğrudan ve fiziksel bir direniş sergilediğini, numunelere el koyma ve iş makinelerinin önünü kesme gibi eylemlerle tepkilerini ortaya koyduğunu göstermektedir. Ayrıca, yerel yönetimlerin de bu direnişe katılması, madencilik projelerinin sadece çevresel değil, aynı zamanda yerel yönetimler ve halk arasında ciddi bir güven ve meşruiyet krizi yarattığını ortaya koymaktadır.
4) Madencilik Faaliyetlerinin Çevresel Etkileri
Madencilik faaliyetlerinin olası çevresel etkileri arasında ormansızlaşma, su kirliliği, toprak erozyonu ve biyoçeşitlilik kaybı bulunmaktadır. Özellikle "Asit Maden Drenajı (AMD) sorunu" ve hava kirliliği insan sağlığını tehdit etmektedir. Rize'nin Güneysu ilçesinde, çay ve fındık bahçelerine yakın bir alanda bakır madeni açılması için 'ÇED Gerekli Değildir' kararı verilmesi, çevresel etki değerlendirme süreçlerinin etkinliği konusunda ciddi soru işaretleri uyandırmaktadır.
Yerel halkın endişeleri, yaşam alanlarının, geçim kaynaklarının ve doğal çevrelerinin korunması etrafında şekillenmektedir. Halk, doğal alanların talan edilmesine izin vermeyeceklerini açıkça belirtmektedir.
5) Maden Kanunu'ndaki Değişiklikler ve Koruma Alanları Üzerindeki Etkileri
Yürürlükte olan 3213 sayılı Maden Kanunu, 1985'ten bu yana 20'den fazla kez değişikliğe uğramış ve yapılan her değişiklikle Türkiye'de daha fazla alan maden ruhsatlarına ve madencilik faaliyetlerine açılmıştır. Son yasal düzenlemeler, koruma altındaki alanlarda dahi madencilik faaliyetlerinin önünü açarak, çevresel koruma ile ekonomik kalkınma arasındaki gerilimi artırmaktadır.
Yapılan son düzenlemelerle, maalesef ülkemizde doğayı, tarım alanlarını ve kültürel varlıkları madencilik faaliyetlerine karşı kanun seviyesinde tamamen koruyan hiçbir koruma statüsü bulunmamaktadır. Rize özelinde, orman alanlarının %82'si, orman içi açıklıkların %96'sı, tarım alanlarının %77'si, meraların %47'si ve iskân alanlarının %69'u IV. Grup madenlere ruhsatlandırılmıştır. Ayrıca, Rize'deki koruma alanlarının %46'sı IV. Grup madenlere ruhsatlıdır. Önemli Doğa Alanları (ÖDA) çalışmasına göre, Rize'deki ÖDA'ların %82'si IV. Grup madenlere ruhsatlıdır. Tohum meşcerelerinin ise %100'ü maden ruhsatlıdır.
Maden Kanunu'ndaki son değişikliklerle "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı" ibaresi Çevre Kanunu'ndan çıkarılmış ve "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı" alınması zorunlu hale getirilmiştir. Ancak, "MAPEG'in kurum görüşlerini alma konusunda yetkilendirilmesi ve Tarım ve Orman Bakanlığı'nın izninin ÇED için uygun görüş sayılması" gibi maddeler, "ÇED sürecinin daha merkeziyetçi bir yapıya büründüğünü ve madencilik faaliyetlerinin hızlandırılması amacıyla bürokratik engellerin azaltılmaya çalışıldığını" göstermektedir. Bu durum, "çevresel değerlendirme süreçlerinin etkinliğini ve bağımsızlığını zayıflatma potansiyeli" taşımaktadır.
6) Hemşin ve Çamlıhemşin ile Fırtına Vadisi'ndeki Durum
Rize ilinin yüzölçümünün %82'si maden ruhsatları kapsamındadır ve Hemşin ve Çamlıhemşin ilçeleri de bu yoğun ruhsatlandırmadan etkilenmektedir.
Fırtına Vadisi, Doğal Sit Alanı, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi, Milli Park, Önemli Kuş Alanı (ÖKA) ve WWF Korunacak Alanlar Listesi'nde yer alması gibi çeşitli koruma statülerine sahiptir. Ancak, Fırtına Vadisi'nin doğal sit alanları ve milli park statüsü, ne yazık ki maden ruhsatlarının verilmesini engellememektedir. Bu durum, vadinin eşsiz doğal yapısı ve biyoçeşitliliği için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Özellikle ruhsatların büyük bir kısmı, ormanlık alanlar ve tarım arazileri içinde bulunmaktadır, bu da yerel halkın geçim kaynaklarını ve bölgenin ekolojik dengesini doğrudan etkileme potansiyeli barındırmaktadır.
7) Geleceğe Yönelik Öngörüler ve Öneriler
Mevcut yasal çerçeve ve yüksek ruhsatlandırma oranları göz önüne alındığında, Rize'de madencilik faaliyetlerinin artması beklenmektedir. Bu durum, özellikle korunması gereken doğal alanlar, tarım arazileri ve su kaynakları üzerinde artan bir baskı yaratacaktır. Yerel halkın ve sivil toplum kuruluşlarının direnişinin devam etmesi ve hatta şiddetlenmesi öngörülmektedir.
Sorunlara Yönelik Öneriler:
Sürdürülebilir Madencilik Yaklaşımları: Çevresel ve sosyal taşıma kapasitesi analizleri öncelikli hale getirilmeli, ÇED süreçleri bağımsız ve bilimsel kriterlere dayanmalı, çevre dostu teknolojiler kullanılmalıdır.
Çevresel ve Sosyal Etki Yönetimi: Hassas ve korunan alanlarda madencilik projeleri yeniden ele alınmalı, bu alanlardan kaçınılmalıdır. Su kaynakları, biyoçeşitlilik, ormanlar ve tarım alanları üzerindeki etkiler çok iyi analiz edilmelidir. Toplumsal kabul süreçleri aktif katılımla yürütülmelidir.
Yasal Çerçevenin İyileştirilmesi: Maden Kanunu'nda yapılan değişiklikler yeniden değerlendirilmeli, hassas ekosistemlerin madenciliğe açılmasını engelleyecek düzenlemeler güçlendirilmeli, acele kamulaştırma yetkilerinin kullanımı sınırlandırılmalıdır.
Paydaş Katılımı ve Şeffaflık: Madencilik projeleriyle ilgili tüm bilgi ve belgeler şeffaf bir biçimde paylaşılmalı, karar alma süreçlerine tüm paydaşların etkin katılımı sağlanmalıdır. Toplumsal direnişin nedenleri analiz edilerek diyalog ve çözüm mekanizmaları geliştirilmelidir.
Sonuç olarak, Rize'nin maden potansiyeli ekonomik kalkınma için bir fırsat olarak görülebilir ancak, mevcut politikalar ve yasal çerçeve altında bunun Rize'nin ekonomik öncelikleri ile madencilik sektörü arasında doğrudan ve yapısal bir gerilim yarattığı ve yaygın çevresel bozulmalara ve toplumsal çatışmaların yoğunlaşmasına yol açabileceği konusunda ciddi endişeler mevcuttur. Karadeniz Bölgesi’nin üst kotlarındaki yaylaları birbirine bağlayan “Yeşil Yol” projesi de geleceğe yönelik bu endişeleri bir hayli tetiklemiş durumdadır. Hem Rize’nin diğer ilçelerinde hem de Hemşin ve Çamlıhemşin ilçelerinde asıl kamu yararının doğal ve kültürel varlıkların korunması olduğu unutulmamalıdır.

Hemşin Havzası’ndaki pek çok tarihi yapının etrafındaki çarpık ve izinsiz yapılaşma dikkati çekmektedir. Köprüköy (Timisvat) köprüsü ile Zilkale bu kültürel varlıklardan sadece bazılarıdır. Nitekim bu iki yer ile ilgili olarak Trabzon Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü tarafından işlem başlatılmıştır. Bunun dışında kültürel varlıklar ele alındığında bölgede yaşanan bir başka sorun da kültürel varlıkların gelişigüzel şekildeki restorasyonlarıdır. Maalesef Zilkale’deki restorasyon sonucu kalenin orijinal görünümü bir hayli zarar görmüştür. Yakın zamanda restore edilen Çat (Çilanç) Köprüsü’nün yeni durumu ile ilgili olarak restorasyonun uygun şekilde yapılamadığına dair bazı görüşler mevcuttur. Bunun dışında havza genelinde Kale Köyü yol ayrımındaki Şebek Köprüsü gibi bakıma muhtaç çeşitli köprüler olduğunu da önemle belirtmek gerekir. Bölgenin bir diğer kültürel değerleri ise bölge halkının Çarlık Rusya’da kazandığı paralar ile inşa ettirdiği tarihi konaklardır. Köylerde gerekli yangın önlemlerinin olmamasından ötürü, eşsiz süslemelerin olduğu Aşağı Şimşirli (Canuttobira) Köyü’ndeki Apeloğlu ile Şenyuva (Çinçiva) Köyü’ndeki Hunanoğlu ailelerine ait konaklar çıkan yangınlar sonucu maalesef yok olmuştur. Havzada zaman içerisinde çöken ve harap vaziyetteki konaklara da çeşitli köy ve mahallelerde rastlanmaktadır. Kuşkusuz bunda bu yapıların çok hissedarlı olması, restorasyonlarının maliyetli olması ve uzun süreden beri aile davalarının devam etmesi çok bu soruna yol açan çok ciddi etmenlerdir. Bölgede tahribata uğrayan tarihi yapılardan en bir başkası ise değirmenlerdir. Rusya gurbetçiliğinden kazanılan paralar ile inşa edilmiş ve sayısı bir hayli fazla olan bu değirmenler de maalesef çok ciddi ölçüde harap vaziyettedir. Zilkale’ye gelmeden önceki şimdi park alanının bulunduğu yerdeki değirmen maalesef günümüze ulaşmayan değirmenlerden sadece birisidir. Gerekli çalışmaların ve DOKAP aracılığı ile gerekli desteklerin sağlanarak bu yapıların geri dönüşümlerinin sağlanması bölge tarihi açısından son derece önemlidir. Üst kısımda sayılan tarihi eserler yanında mezar taşları da bölge tarihi açısından son derece önem taşımaktadır. Ortan / Koboş Mezarlığı, havzadaki diğer mezarlık alanlarına göre tahribatın en yoğun olduğu mezarlık alanlarından birisidir. Nitekim buradaki, farklı kalıplardaki ve üzerinde farklı farklı motiflerin bulunduğu tarihi nitelikteki mezar taşları defineciler tarafından gerçekleştirilen altın arama faaliyetleri sonucunda ciddi ölçüde zarar görmüş ve hemen hemen tamamına yakını kaybolmuştur. Tüm bunlar yanında Aşağı Çamlıca Mahallesi Hacısırtı mevkiinde bulunan koçbaşlı mezar taşını da fiziksel şartlardan zarar görmemesi için cam fanus içerisinde Çamlıhemşin ilçe merkezinde sergilenmesi bölge tarihi açısından önemli bir kazanım olacaktır. Nitekim havzadaki koç başlı mezar taşlarından bir diğeri olan Mollaveyis Köyü’ndeki mezar taşı Rize Müzesi’ne götürülmüştür. Tüm bu anlatımlar doğrultusunda Trabzon Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, Rize İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Çamlıhemşin Belediyesi gibi kurumlara önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir.
Zirkale’nin eski halinin görünümü.

Hemşin kültürü; tulumun eşlik ettiği içinde horonu barındıran folklorü, özellikle yöre kadınlarının giyim tarzı, yöreye özgü kullanılan kelimeler ile kendisine has özellikler taşıyan kültürlerden birisidir. Hemşin Havzası’nda kadastro faaliyetinin başlaması sonucu oluşan aile içi anlaşmazlıkların zaman içerisinde çözümlenmesi ve hak sahiplerinin hisselerinin hukuki anlamda kesinliğe kavuşması ile birlikte arazilerin satış durumları yörede ciddi ölçüde söz konusu olmaya başlamış olup, bu da yöredeki temel demografik yapının yavaş yavaş değişmesine neden olmuştur. Bununla birlikte havzadaki bir kısım köylerin imar planlarının yapılarak bunların yürürlüğe sokulması özellikle havzanın bu yerlerindeki arazilerin daha da kıymetlenmesine ve de bu yerlerdeki arazilerin satışlarının hız kazanmasına neden olmuştur. Kuşkusuz ki havzanın zaman içerisinde gerek emlak değerlerinin daha da artması ve gerekse aile içi hisse davalarının çözümlenmesi ile birlikte bu arazi satışları gelecek sürede çok daha ciddi ölçüde artacaktır. Bu gibi satış ve kiralama faaliyetlerine herhangi bir mülkiyetin olmadığı yayla ve meralarda bile rastlanabilmektedir. Yayla ve meralarda yaşanan bu gibi durumlar, gelecekte bazı ciddi hukuki sorunların ortaya çıkmasına da neden olabilecektir. Köy tüzel kişiliklerinin bu arazileri alması için girişimlerde ve vakıf gibi önerilerde bulunulması çözüm anlamındaki bazı seçenekler olsa da bu tip durumlara karşı önlem alınmasında çok ciddi ölçüde zorluklar bulunmaktadır. Tüm bunlar bir arada değerlendirildiğinde yöre kültürünün gelecek vadede ciddi tehdit altında olduğunu belirtmek gerekmektedir.

Havzadaki en ciddi risklerden bir tanesi genel anlamda ahşap mimari tarzının hâkim olduğu havza genelindeki köy, mahalle ve meralarda yangına karşı yangın muslukları ve benzerleri gibi gerekli güvenlik önlemlerinin alınmamış olmasıdır. Nitekim Şenyuva Köyü’deki tarihi Hunanoğlu ve Aşağı Şimşirli Köyü’ndeki Apeloğlu ailelerine ait konaklar çıkan yangınlarda kül olmuş, herhangi bir can kaybının yaşanmaması teselli kaynağı olmuştur. Havza genelinde bu kapsamda değerlendirilebilecek olan durumlardan bir diğeri de gerek piknik amaçlı ve gerekse ısınmak amaçlı yakılan ateşlerdir. Bu durum her ne kadar orman örtüsünde belirli ölçüde ıslaklık olsa da havzayı yangın riskine açık hale getirmektedir. Küresel ısınmanın havzadaki yangın riskini önümüzdeki zamanda daha da arttıracak olması kuşkusuzdur. Havza genelinde orman içerisinde ateş yakan piknikçilere havzanın farklı farklı yerlerinde sıklıkla rastlayabilmek mümkündür. Isınma amaçlı olarak yakılan ateşlere ise boğa güreşleri sırasında Ayder Yaylası’nın yukarı kesimlerindeki Galer bölgesinde geceyi hayvanları ile birlikte geçirenlerden kaynaklı olarak rastlayabilmek mümkündür. Bu gibi durumlar havza için ciddi tehdit oluşturmaktadır.
Mevzuata aykırı olarak dere içerisinde bulunan pek çok sayıdaki yapı herhangi bir taşkın anında ciddi risk içerisindedir. Nitekim Fırtına Deresi’nin alanının geniş olması ve pek çok koldan besleniyor olması ani şiddetli yağışlar münasebetiyle Fırtına Deresi havzasını özellikle ani taşkın risklerine son derece açık bir hale getirmektedir. Geçmiş dönemde ciddi taşkınlara yörede rastlanması ve ani yoğun yağışlar nedeniyle bu taşkınların daha da artacağı bilim insanlarınca açıkça ifade edilmektedir. Nitekim 2025 yılında meydana gelen sel bu görüşü açık şekilde kanıtlar niteliktedir.
Havza genelinde yaşanan sorunlardan bir diğeri de havzadaki ciddi güvenlik problemleridir. Geçmiş yıllarda yaşanmayan hırsızlık vakalarına artık havzadaki köy ve mahallelerde rastlanmaktadır. Özellikle kış aylarında havzadaki insan boşluğu, bu gibi durumlara önemli ölçüde imkân yaratabilmektedir. Kimi köylerde kamera kullanımları ile güvenlik sağlanmaya çalışılmaktadır.
Bu kapsamda değerlendirilebilecek olan bir diğer güvenlik sorunu ise ruhsatsız silah kullanımıdır. Kişisel problemlerden dolayı silah ile tehdit ve cinayet vakalarına da yörede rastlanabilmektedir. Havaya kontrolsüz atılan kurşunlar gerek insanlar gerekse doğal hayat açısından ciddi ölçüde bir tehdit durumu yaratmaktadır.
Havza genelinde turistlere yönelik olarak pek çok teleferik ve ziplinelar bulunmaktadır. Bunlar projesiz olduğundan (ruhsatlandırma maliyet gerektirdiğinden) tehlikelere son derece açıktır ve yeterli denetimlerden yoksundur. Kimi zamanlarda elektrik kesintilerinin yaşanması nedeniyle geçmişte ziyaretçilerin mağduriyetlerine neden olan durumlar söz konusu olmuştur.
Bu doğrultuda, bu konular ile ilgili gerekli sıkı önlemlerin alınması bakımından muhtarlara, Çamlıhemşin Kaymakamlığı’na, Çamlıhemşin İlçe Jandarma Komutanlığı’na, Rize DSİ 224. Şube Müdürlüğü’ne ve Kaçkar Dağları Milli Park Müdürlüğü’ne önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir.

Hemşin Havzası’nda avcılık faaliyetine de rastlanmaktadır. Örneğin 2007 tarihli “Kaçkar Dağları Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Plan Karar ve Hükümleri” adlı çalışmada su samurlarının öldürüldüğünden bahsedilmiştir. Kaçak avcılık faaliyetinde Doğa Koruma ve Milli Parklar 12. Bölge Müdürlüğü’ndeki personel eksikliği önemli bir rol oynamaktadır. Bunun dışında avcılık faaliyetlerinde bulunanlar kendilerini avcılık yaparken yakalanmamaları için yetersiz sayıdaki personeli sahte ihbarlar ile avcılık yaptıkları yerden farklı yerlere yönlendirebilmektedirler. Bu doğrultuda gerekli önlemlerin alınması elzemdir. Türkiye geneli dâhil olmak üzere Doğa Koruma ve Milli Parklar 12. Bölge Müdürlüğü tarafından 11 Ağustos 2025’de Kaçkar Dağları Milli Parkı’ndaki çengel boynuzlu dağ keçilerinin avlattırılmasının para karşılığında ihale edilmesi yaşam savunucuları tarafından ciddi şekilde tepki gösterilmesine neden olmuştur.
Çamlıhemşin ilçesinde türü tehlikede olduğu bilinen vaşak, 2019 tarihinde Mollaveyis Köyü’nde bir işletmenin önünde ayağından asılmış şekilde ölü olarak bulunmuştur.

Hemşin Havzası yörenin iklim şartlarına uygun yani soğuğa ve yağmura dirençli “Kafkas Arısı” adlı bir arı çeşidine ev sahipliği yapmaktadır. Köylerde kadimden gelen ve ünü Osmanlı saraylarına kadar uzanan bir kara kovan arıcılığı ve günümüzde ise çeşitli yerlerde büyük bir çoğunlukla fenni kovancılık faaliyeti mevcuttur. Bölgedeki arıcıların dışarıdan satın aldığı arılar, arı ırkının değişmesine neden olmuştur. Bunun dışında vadiye giren kaçak arıcılar da, arı ırkının değişmesine neden olmuş ve hava değişimleri sonucu kovana dönemeyen arılar nedeniyle bal hasadı miktarı ise zaman içerisinde bir hayli düşmüştür. Bunun dışında havzadaki arı sayısının da geçen yıllar içerisinde bir hayli düştüğünü gözlemleyebilmek mümkündür. Çay tarlalarındaki kimyasal madde kullanımı ve küresel iklim şartlarının değişimi de kuşkusuz bunda rol oynayan faktörlerden birisidir.

Çok uzun yıllardan beri Hemşin Havzası özelinde gerek merkezi idare gerekse yerel idare tarafından alınan kararların hukuki olarak iptali veya alınan kararların geri çekilmesi gibi durumlara sıklıkla rastlanmaktadır. Bunlardan ilk ve en önemlisi bundan yıllar önce Fırtına Havzası’na yapılmak istenen hidroelektrik santralidir (HES). Bölge halkının kararlı direnişi doğrultusunda HES projesine engel olunmuş ise de mahkeme kararının kesin olarak açıklanmasına kadar havzada ciddi boyutta tahribatlar meydana gelmiştir. Bununla birlikte havzadaki HES projesi riskinin halen devam ettiğini Güroluk Köyü Yol Bakım Ünitesi Tesisi adlı çalışmadaki bilgilerden yola çıkarak söyleyebilmek mümkündür.
İdare tarafından karara alınıp uygulanmayan kararlara bir diğer örnek olarak Zilkale’nin karşısındaki ormanlık alana 200 metrekare taban alanlı kır lokantası yapılmak üzere 25 Mart 2024 tarihinde ihale edilmesi örnek gösterilebilir. Bu ihale doküman eksikliği nedeni ile iptal edilmiş ise de bu ihalenin gelecekte tekrar gündeme gelme olasılığı devam etmektedir.

25 Mart 2024 tarihinde Zirkale’nin karşısında ihale edilmek istenilen ormanlık alandan görünüm.
İdari kararlar kapsamında değerlendirilebilecek bir başka konu da Kaçkar Dağları Milli Parkı’nın sınır alanları ile ilgilidir. Kaçkar Dağları, 1994 yılında milli park alanı olarak inşa edilmiş olup, havzanın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği anlayışından yola çıkılarak havzanın sadece bir kısmının milli parka dâhil olduğu görülmekte olup, bu konunun da idare tarafından tekrar ele alınmasında yöre doğası açısından fayda bulunmaktadır. Örneğin Çamlıhemşin ilçe merkezinden Zilkale’ye kadar olan kısım ile Pokut ve Sal yaylaları gibi bir kısım yaylanın bu alana dâhil olmadığı görülmektedir. Bu vesile ile yakın zamanda yürürlüğe giren Kaçkar Dağları Milli Parkı Yasası’nın da bölgenin geleceği için içerisinde ciddi riskler içeren maddeler bulundurduğunu da belirtmek gerekmektedir.
Havza ile ilgili bir diğer önemli durum ise sit davasıdır. 31 Ekim 2024’de keşfi, 21 Mayıs 2025’de Rize Adliye Mahkemesi’nde duruşması yapılan dava ile alınan karar ortadan kaldırılma aşamasına gelmiştir. Davanın konusu havza genelinde herhangi bir yerleşimin olmadığı ve yol ile ulaşımın mümkün olmadığı otlakların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından alınan karar gereği sit derecelerinin düşürülmek yani imara açılmak istenmesidir. Alınan bu karara karşı yürütmeyi durdurma kararı alınmış olup, çevre gönüllüleri tarafından açılmış olan dava kazanılmıştır.

Fırtına Havzası’nın sit statülerinin düşürüldüğüne yani imara açılmak istendiğine dair karar metni.
Havzada meralar özelinde her beş yılda bir olarak ve en son 2024 tarihinde tahsis uygulamaları yapılmıştır. Bu listelere, meraların bağlı bulunduğu muhtarlar tarafından yaylada kullanım hakkı olan kişilerin tek tek isimleri yazılmış, hayvan sahibi olan kişilerin sahip oldukları hayvan sayıları mera alanı büyüklükleri ifade edilerek kayıt altına alınmıştır. Bu yayların yöre halkı tarafından kadimden yani çok eskiden beri kullanım durumu söz konusu olduğundan bu tahsis uygulamalarının ileride bazı hukuki problemlere yol açabileceği konusunda çok ciddi endişeler bulunmaktadır. Bu uygulama ile meraların bir başkasına tahsisin önü açılmaktadır. Bu uygulamada yaşanan bir zorluk da bazı meraların bağlı olduğu köy muhtarlıklarının o köyler tarafından hiçbir şekilde kullanılmıyor olmasıdır. Örneğin, Hazindağ, Samistal, Apevanak, Palovit, Amlakit yaylaları Çamlıhemşin ilçesinin Kaplıca Mahallesi Muhtarlığı’na bağlıdır hâlbuki bu mahallenin ahalisi bu yaylaları kullanmamaktadır. Üstelik bu mahallenin muhtarının aynı zamanda Ayder’den de sorumlu olması nedeniyle sorumlu olduğu havza alanı yanında meşguliyeti de bir hayli fazladır. Yine aynı şekilde Badara Yaylası, Bahar Mahallesi ahalisi tarafından kullanılmakta olup, bu yaylanın muhtarı Şenköy Köyü muhtarıdır. Karmik Yaylası ise o yaylayı kullanmayan Yaylaköy Köyü Muhtarı’nın sorumluluğundadır. Yaylaköy Köyü’nün Karmik Yaylası’na ek yakın köy olmasından yola çıkılarak Karmik Yaylası’nın bu köye bağlı olması kararlaştırılmış olsa da, o yaylanın da bu köy tarafından kullanılmıyor olması gibi örnekler yaylalardaki çarpık yapılaşmanın önüne geçilmesi ve tahsis uygulamaları sırasında isimlerin sağlıklı şekilde yazılması gibi durumlar açısından bazı zorluklara neden olmaktadır. Meraların bağlı olduğu muhtarlıklar konusunda bazı meralar için o meranın o köye olan uzaklığı temel alınmış olmasından kaynaklı bazı zorluklar bulunsa da bazı meralar özelinde bu durumun ciddi ölçüde hatalı olduğu görülmektedir. Meraların bağlı olduğu köyler konusu ele alındığında sadece Çayeli ve Hemşin ilçesindeki köyler tarafından kullanılan meraların, o meraları kullanan köy muhtarlıklarına bağlanması babında Hemşin - Çamlıhemşin tünelinin hizmete girmesi sonrasında idare tarafından belki tekrar bir değerlendirme yapılmasında fayda bulunmaktadır. Bu konu özelinde Rize İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Mera Komisyonu’na önemli bir sorumluluk düşmektedir.
İdari kararlar başlığı altında ele alınabilecek bir diğer konu ise hukuka aykırı şekildeki imar izinleridir. Korunan alanlarda parçalı yani ada / parsel bazlı imar düzenlemesi yapılamayacağı halde bunun tam aksi şeklindeki bir uygulama Kaçkar Resort Oteli’nin yanındaki araziye (149 ada / 72 parsel) otel inşası özelinde üstelik bu arazi ile ilgili daha evvelden alınan hukuki kararın iptal edilmesine rağmen yürürlüğe sokulmaya çalışılmaktadır. Bu girişim aynı zamanda ilkesel olarak havzadaki kitle turizmini teşvik edici olması açısından da bölge gerçeklikleri açısından bilimsel ve doğru değildir. Bunun yanında bu gibi otel ve otellerin inşasının bölge esnafının ekonomisine de zarar vereceği çok açıktır.

Kaçkar Resort Otel’in yanında imara açılmak istenen arazinin sınırlarından görünüm.
Ayder Yaylası Kaçkar Resort Otel’in yanında imara açılmak istenen araziden görünüm.
İdare tarafından mikro ölçekte alınan kararlar açısından da adaletli davranılmadığı görülmektedir. Yerel idare ile bağlantılı olanların, görev başındaki idareye siyasi yakınlığı bulunanların hukuka aykırı ciddi faaliyetleri görmezden gelinirken, kendi özel ihtiyacı için bile mikro ölçekte tahribatta bulunanlara (kurumuş bir ağacı kesenlere bile) çok haksız şekilde ciddi cezalar uygulanabilmektedir.

Bir bölümü Kaçkar Dağı Milli Parkı sınırları içerisinde bulunan ve sit alanı olan Fırtına Havzası’nda bilinçsiz şekilde sürdürülen, doğayı dikkate almayan üstelik herhangi bir yeterli altyapı imkânı bulunmaksızın plansız, kontrolsüz ve ziyaretçi sayısı açısından limitlendirilmemiş turizm faaliyetlerinden dolayı günümüze kadar tek tek maddeler halinde bu çalışmada detaylarına yer verilen pek çok olumsuzluklar meydana gelmiştir. Bunlar; su kirliliği, çarpık ve plansız yapılaşma, çevresel atıklar nedeniyle flora ve fauna üzerindeki olumsuz etkiler, yol faaliyetleri ve bunun sonucundaki ciddi orman tahribatları, yoğun trafik faaliyeti sonucu çevre üzerindeki olumsuz etkiler, güvenlik problemleri, tarihi eserlerdeki insan yükü sonucu oluşan yıpranmalar bu kapsamda sayılabilecek sorunlardır. Son yıllarda turizm işletmelerinin sayılarının bir hayli artması dolayısı ile trafo eksikliklerinden kaynaklı elektrik arızaları da yörede günlük hayatta karşılaşılan ve son dönemde ortaya çıkan problemlerden sadece bir tanesidir. Sırf bu örnekten bile yola çıkıldığında ihtiyacın ihtiyacı doğurmasından dolayı tahribatın tahribatı artıracağı bir ortamda gelecek süreçte havzada çok daha ciddi problemlerin ortaya çıkacağı ve tahribatların artacağı aşikârdır.
Kitle turizminin getirdiği olumsuz etkileri en az indirgeyebilmek ve çevreyi koruyarak bölge halkının turizmden uzun yıllar gelir elde edebilmesi için, sürdürülebilir turizm ilkeleri doğrultusunda planlamaların ve altyapı çalışmalarının yapılması, belediye tarafından turizm birimlerinin (ekoturizm komitesi) oluşturularak buna yönelik koruma politikaların uygulanması, ziyaretçilerin oluşturulacak olan turizm tanıtım ofisleri çeşitli tanıtım materyalleri (harita, broşür vb.) ve tabelalar ile doğal ve kültürel değerlere yönelik olarak bilgilendirilmeleri, mümkün mertebe özellikle kitle turizmini destekler nitelikte büyük kapasiteli yeni turizm tesisleri yerine coğrafi açıdan park yeri imkânları gibi bazı zorluklar bulunsa da yöredeki konakların turizme kazandırılması seçeneği üzerinde durulabilecek konulardan bir tanesidir. Kuşkusuz bu noktada nokta bazlı olarak, doğal hayatın korunması açısından yaylalar, şelaleler gibi çeşitli turizm destinasyonlarının tek tek taşıma (gerek altyapı ve gerekse üstyapı) kapasitelerinin yani bu noktalara yönelik olarak ziyaretçi sayılarının bilimsel olarak belirlenmesi, kapasite limitlerini zorlayıcı şekilde seyir terası gibi uygulamalar için çok iyi şekilde ön incelemelerde bulunulması ve bu doğrultuda bu kapasite limitlerinin aşılmaması büyük önem taşımaktadır. Bu noktada vadinin çeşitli yerlerindeki bariyerler bulunması ziyaretçi sayısının tespit edilerek ve istatiksel veriler elde edilerek buna yönelik uzun dönemli planlamaların yapılması bakımından son derece büyük önem taşımaktadır. Sürdürülebilir turizm faaliyetlerine yönelik olarak başta muhtarlar olmak üzere halkın, yörenin botanik ve fauna özellikleri de ele alınarak bilinçlendirilmesi amacı ile toplantıların yapılması yani bir nevi havza genelinde otokontrole yönelik çalışmalarda bulunulması ve bu toplantılarda alınan kararlarların uygulamaya konularak idare tarafından sıkı takibinin yapılması da büyük önem taşımaktadır. Bu şekilde doğaya en az şekilde zarar verir biçimde, yöre halkının mevcut şartlarda maksimum ekonomik fayda elde edebileceği şekilde turizm faaliyeti yıllarca ancak bu şekilde sürdürülebilecektir. Bu başlık altında bahsedilen konular sürdürülebilir turizm bir başka adı ile ekoturizm kavramının önemini ortaya koymaktadır.
Malum olduğu üzere turizm; ekonomik kriz ve savaş gibi nedenlerden kolaylıkla etkilenebilen bir ekonomik faaliyet türüdür. Bu bakımdan turizm yanında çay tarımı ile yoğun olarak meşgul olan bölge halkının tarımsal ve hayvansal gıda üretim faaliyetleri doğrultusunda desteklenmesi, bu faaliyetler ile ilgilenenleri teşvik amaçlı olarak sigortalama uygulamalarının yapılması, kooperatifçilik anlayışının işlevsel hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Havzadaki meralar hayvansal gıda üretim yerleri olmaları açısından son derece önemli yerler olup, bu yerlerde turizm ile üretim ilişkisinin çok iyi şekilde dengelenmesi gerekmektedir. Örneğin mera alanlarına gelen ziyaretçiler mera içerisinde belirli yolları takip etmemelerinden dolayı otlak alanlara önemli ölçüde zarar verebilmektedirler. Bu doğrultuda günübirlik ziyaretçileri bu mera alanlarına getiren tur şoförlerine gerekli turizm eğitimlerinin verilerek getirdikleri tur gruplarının her daim başlarında bulunması ve gerekli hallerde uyarılarda bulunmaları, havzadaki oto kontrolün sağlanması açısından son derece önemlidir. Destinasyonlarda özellikle mera alanlarında yeterli altyapı imkânlarının olmaması nedeniyle yöre insanı da oluşan tuvalet ihtiyacı nedeniyle ve diğer bazı durumlardan kaynaklı olarak ziyaretçiler tarafından devamlı surette rahatsız edilmektedir. Bu örnek, havzadaki turizm faaliyetinin sosyal hayattaki olumsuz yansıması açısından bir başka önemli meseledir. Bu vesile ile havza genelinde yeterli ölçüde umumi tuvaletin bunun için gerekli kanalizasyon sisteminin bulunmadığını da önemle belirtmek gerekmektedir
Havzada uygulanacak olan turizm tipinin de belirlenmesi bir başka önem taşıyan konulardan birisidir. Örneğin son yıllarda tepelerden helikopterler ile bırakılan kayakçıların yaptıkları helisky aktivitesinin yaban hayatına ve çığa yönelik etkileri çok iyi şekilde değerlendirilmelidir. Uygulanacak olan diğer turizm çeşitlerinin de artı ve eksi yönlerinin çok iyi şekilde ele alınması gerekmektedir.
Hayvansal kaynaklı ürünler yanında kivi, lahana, mısır, fasulye, yaban mersini, salep bitkisi ve aronya bitkisi tarımı ise tarımsal faaliyet anlamında yörede değerlendirilebilecek ürünler olup, hem yöre insanının ihtiyaçlarını karşılaması hem de turizmden kaynaklı maliyetleri düşürecek olması dikkate alındığında bölge halkına ekonomik katkılar sağlayacağı şüphesizdir. Üst kısımda da belirtildiği üzere bu faaliyetlerin işlevsel hale getirilmesi bakımından bu noktada kooperatifler ve tarımsal destekler büyük önem kazanmaktadır.
Tüm bu anlatımlardan çıkan sonuç turizm faaliyeti ile doğayı koruma dengesinin çok iyi şekilde sağlanması ve buna yönelik ilkelerin çok detaylı şekilde belirlenerek uygulanması zorunludur. Bu noktada başta Rize Valiliği, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Parklar Genel Müdürlüğü olmak üzere Rize İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Kaçkar Dağları Milli Park Müdürlüğü, Çamlıhemşin Kaymakamlığı, Çamlıhemşin Jandarma Komutanlığı ve Çamlıhemşin Belediyesi gibi yerel kurumlara çok önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir.
